pencerede yemlenen mevsim,
uçup gitti çığlık çığlığa.
portakal ağaçlarından damlayan
çiy taneleri çiçeğe durdu.
omzuma kondu alacalı şiir…
senin için bir deniz düşledim,
yılkıya vurulmuş bir kayık,
kıyıya itilmiş rüzgarsız bir ada.
senin için tuz biriktirdim kederden,
sokaklardan sevinç çingilleri kopardım.
çocukluğun rüzgarlı ceviz ağaçlarından
deniz kokan yağmurlar çağırdım yine.
senin için bir bahçe aradım tüm şehirde,
çağla taşlayan çocuklar ve kaygısız kuşlar,
avluda ikindi olan kımıl kımıl yaşlı kadınlar…
gökten düşen elmaların çürük yanından
kopardım şiirin umutsuz kahkahasını.
imbata kapıldı kalbim denizin uzağında
ve duydum deniz fenerlerinin yalnızlığını.
senin için su serptim pullanan sabahlara…
saçlarında yuvalanan rüzgardan anladım
ve uçsuz kokundan…denizin çocuğusun sen!
içimde yeşeren çöl, senin nefesinden…
MURATHAN ÇARBOĞA
(Sincan İstasyonu-Ekim 2009)
20 Eki 2009
27 Haz 2009
VEDA KOPSUN
“Ve ayrılık kapı tokmaklarında tünüyor üşüyerek ve saatlerin
içinde sırıtarak tik tak edip duruyor. Oysa bizler sanki
önümüzde yaşayacağımız sonsuz zaman varmış gibi
gülümsüyoruz, oysa veda, oysa vedalar içimizde hazır bekliyor.”
Wolfgang BORCHERT
“Çatılar Üzerinde Konuşma”
VEDÂ KOPSUN
metalin nabzından ürken kuşlar
çekiyor anlamın sesini. parçalanmış
gülden avuçlanıp tazelik sürülüyor
ölü çocuk gözlerine. açıklanamadı
hâlâ kalbin cehennem ustalığı ve parmak
uçlarından damlayan yeni yetme ruhlar.
vedânın pimi çekildi. gözlerinden vurulan
bir kadın kapanıyor açlığı çığrışan yalnızlığa..
gövdenin şaşkın bükülüşü ve cümleye
dökülememiş endişeler, usul usul seyriyen enkaz.
kan döken memelere ağız açan dehşet
ve ışığın toplanırken çıkardığı nefes…
acı sana kaldı. deşilmiş masumiyet ve çocuğun
hayata bıraktığı cansız sevinç…şiire sırnaşan tarih,
yazının dağınık gevezeliğinden firari eskizler…
acı sana kaldı. ölü şehirlerde açmış süt kokulu eller
ve betonun ve demirin düşler üzerine kükreyerek
yıkılışı…etlenen sessizlik, hiçliğe saplanan ağrı…
zamana inanmak için kalbini dinliyorsun. beyninde
devinen paslı sarkaç sürgit salınıyor. unutamıyorsun.
toprağın altında çıtırdayan kuş telekleri, kim bilir
hangi ânın sindiremediği inlemeler, çıngırakların
boğuk neşesi ve koparılmış gülüşlerden kırmızı
palyaço burunları, yığıldığı yerde vurulmuş çalı süpürgeler.
acı sana kaldı. küle kesen bahçelerden geçecek
mevsim. is kokan gelincik, rengini kansız
bulamayan göz, evren dolusu gülümsemenin
imkansızlığı… aşkın dar mantığına sığamayacaksın.
doğduğun anda kulağına fısıldanmış ifrit. iblise müttefik
günler çatılmış, acıyasın diye sütten kesilmiş açlığın.
vedâ kopsun içinde, düşündükçe şakağına dayansın şiir.
yüreğinde açılan o kokuşmuş mezara devrilsin iç güdülerinin
hırıltısı.vahşet hiç dinmeyecek, teker teker söndürülecek iki göz
odaların ışığı, vedâ hiç bitmeyecek, susmayacak çocukları âhı…
MURATHAN ÇARBOĞA
(Hayat Hiçbir Zaman Yetmeyecek Şiire)
2007
içinde sırıtarak tik tak edip duruyor. Oysa bizler sanki
önümüzde yaşayacağımız sonsuz zaman varmış gibi
gülümsüyoruz, oysa veda, oysa vedalar içimizde hazır bekliyor.”
Wolfgang BORCHERT
“Çatılar Üzerinde Konuşma”
VEDÂ KOPSUN
metalin nabzından ürken kuşlar
çekiyor anlamın sesini. parçalanmış
gülden avuçlanıp tazelik sürülüyor
ölü çocuk gözlerine. açıklanamadı
hâlâ kalbin cehennem ustalığı ve parmak
uçlarından damlayan yeni yetme ruhlar.
vedânın pimi çekildi. gözlerinden vurulan
bir kadın kapanıyor açlığı çığrışan yalnızlığa..
gövdenin şaşkın bükülüşü ve cümleye
dökülememiş endişeler, usul usul seyriyen enkaz.
kan döken memelere ağız açan dehşet
ve ışığın toplanırken çıkardığı nefes…
acı sana kaldı. deşilmiş masumiyet ve çocuğun
hayata bıraktığı cansız sevinç…şiire sırnaşan tarih,
yazının dağınık gevezeliğinden firari eskizler…
acı sana kaldı. ölü şehirlerde açmış süt kokulu eller
ve betonun ve demirin düşler üzerine kükreyerek
yıkılışı…etlenen sessizlik, hiçliğe saplanan ağrı…
zamana inanmak için kalbini dinliyorsun. beyninde
devinen paslı sarkaç sürgit salınıyor. unutamıyorsun.
toprağın altında çıtırdayan kuş telekleri, kim bilir
hangi ânın sindiremediği inlemeler, çıngırakların
boğuk neşesi ve koparılmış gülüşlerden kırmızı
palyaço burunları, yığıldığı yerde vurulmuş çalı süpürgeler.
acı sana kaldı. küle kesen bahçelerden geçecek
mevsim. is kokan gelincik, rengini kansız
bulamayan göz, evren dolusu gülümsemenin
imkansızlığı… aşkın dar mantığına sığamayacaksın.
doğduğun anda kulağına fısıldanmış ifrit. iblise müttefik
günler çatılmış, acıyasın diye sütten kesilmiş açlığın.
vedâ kopsun içinde, düşündükçe şakağına dayansın şiir.
yüreğinde açılan o kokuşmuş mezara devrilsin iç güdülerinin
hırıltısı.vahşet hiç dinmeyecek, teker teker söndürülecek iki göz
odaların ışığı, vedâ hiç bitmeyecek, susmayacak çocukları âhı…
MURATHAN ÇARBOĞA
(Hayat Hiçbir Zaman Yetmeyecek Şiire)
2007
17 Şub 2009
GÖÇ ÇIĞLIKLARI
“Filistin…Filistin…”
uçurumlara zamanı anımsatan bir sarkaç bedenim. öğrendim, ihanetin
leşiyle yaşar her insan. “göç!” çığlıklarıyla çırpınan kuşları harflerimle
yemleyin, tutulan güneşe karşı yakın kalbimi. kırılan kollarımla
yakalayamam ufku, gölgemi taşıyamam uzağa. ardımdan bakakalan
çocuk, nasıl sırtlar düşleri, kahkaha kuşlarını ve bahçelerin rengini?..
su koşuyor, ağaçlar yaprak uçuruyor telâşla, sürüngenler çizgiliyor
vedânın izini, şehvetle yazgıya uluyor köpekler. yağmuru kovalayan
atlar da gitti, mekân sustu, gökyüzü çatladı uğunarak. tuz yalnızlığı
kaldı kucağımda, ırmak iskeletleri ve ışığı kemiren veba iniltisi…
eşikte dalgalanan annemin hayâli duruyor oysa, hâlâ yeşeriyor sesi.
renkleri de ekleyin rüzgâra, ufalayın toprağı, yayılsın dört bir yana
kumun kımıltılı tanrısı. loş sözcükler kalsın bana, ruha yapışan
yas iklimi doğurur şiirlerimi. Araf’ta kaybolmuş çocukların sesiyle
çağırsınlar sevinci. fırtınalar oğul versin karanlığımda, saçlarımda kanasın
cehennem çiçekleri, deccâl’ın askerleri can versin uçsuz korkuya.
“göç!” çığlıklarıyla güneşe tırmanıyor karıncalar, kül yağıyor manzaraya.
avcuma tutuşturuluyor adak saçlarım, sırtım sıvazlanıyor toprak kokusuyla.
ölü uçurtmalardan çatıyorlar giyineceğim çarmıhı, meşaleler ekiyorlar yollara.
”git!” diyorlar hırsla, “ölecek bir mağara bulursun elbet,
git yazgına !”. şiirin sonsuz kudreti kalbimde atıyor, biliyorlar, biliyorlar!..
biliyorlar kanatılan anaların cellat doğurduğunu, darağaçlarında sallanan
ölülerle yakalıyorlar zamanı, ölülerle kutsuyorlar yitiklerin ruhunu.
ellerinde sallanan ateşin tasması anılarını dağlıyor, yanmış çığlıkların
yankısı açıyor yüzlerinde, görmüyorlar… “göç!” şarkıları saplıyorlar
çocukların kara bakışlarına, yıldızların küfrü çiselerken toprağa.
boşluğa, her hamlede boşluğa açılıyor sarkaç. mekânım kalıyor geride,
sevgili yurdum… hasret söylenceleri boy atıyor yanı başımda, kuyruğu
tenekeli kedilere benziyor çocuklar. dönüp acıyı taşlayacak gücüm yok.
bacaklarıma tırmanan toprak fısıldıyor oysa: “intifada! yeniden, intifada!”
MURATHAN ÇARBOĞA
(Hayata Manifesto)
2007
uçurumlara zamanı anımsatan bir sarkaç bedenim. öğrendim, ihanetin
leşiyle yaşar her insan. “göç!” çığlıklarıyla çırpınan kuşları harflerimle
yemleyin, tutulan güneşe karşı yakın kalbimi. kırılan kollarımla
yakalayamam ufku, gölgemi taşıyamam uzağa. ardımdan bakakalan
çocuk, nasıl sırtlar düşleri, kahkaha kuşlarını ve bahçelerin rengini?..
su koşuyor, ağaçlar yaprak uçuruyor telâşla, sürüngenler çizgiliyor
vedânın izini, şehvetle yazgıya uluyor köpekler. yağmuru kovalayan
atlar da gitti, mekân sustu, gökyüzü çatladı uğunarak. tuz yalnızlığı
kaldı kucağımda, ırmak iskeletleri ve ışığı kemiren veba iniltisi…
eşikte dalgalanan annemin hayâli duruyor oysa, hâlâ yeşeriyor sesi.
renkleri de ekleyin rüzgâra, ufalayın toprağı, yayılsın dört bir yana
kumun kımıltılı tanrısı. loş sözcükler kalsın bana, ruha yapışan
yas iklimi doğurur şiirlerimi. Araf’ta kaybolmuş çocukların sesiyle
çağırsınlar sevinci. fırtınalar oğul versin karanlığımda, saçlarımda kanasın
cehennem çiçekleri, deccâl’ın askerleri can versin uçsuz korkuya.
“göç!” çığlıklarıyla güneşe tırmanıyor karıncalar, kül yağıyor manzaraya.
avcuma tutuşturuluyor adak saçlarım, sırtım sıvazlanıyor toprak kokusuyla.
ölü uçurtmalardan çatıyorlar giyineceğim çarmıhı, meşaleler ekiyorlar yollara.
”git!” diyorlar hırsla, “ölecek bir mağara bulursun elbet,
git yazgına !”. şiirin sonsuz kudreti kalbimde atıyor, biliyorlar, biliyorlar!..
biliyorlar kanatılan anaların cellat doğurduğunu, darağaçlarında sallanan
ölülerle yakalıyorlar zamanı, ölülerle kutsuyorlar yitiklerin ruhunu.
ellerinde sallanan ateşin tasması anılarını dağlıyor, yanmış çığlıkların
yankısı açıyor yüzlerinde, görmüyorlar… “göç!” şarkıları saplıyorlar
çocukların kara bakışlarına, yıldızların küfrü çiselerken toprağa.
boşluğa, her hamlede boşluğa açılıyor sarkaç. mekânım kalıyor geride,
sevgili yurdum… hasret söylenceleri boy atıyor yanı başımda, kuyruğu
tenekeli kedilere benziyor çocuklar. dönüp acıyı taşlayacak gücüm yok.
bacaklarıma tırmanan toprak fısıldıyor oysa: “intifada! yeniden, intifada!”
MURATHAN ÇARBOĞA
(Hayata Manifesto)
2007
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)
